9 Ocak 2014 Perşembe

Yoğun bakım kapısı neden buzlu cam Besim?


Merhaba kardeş,

   Bugün ayın dokuzu, Doktor Özge'nin yanımıza gelip Besim'in kalbi durdu demesinden bu yana yaklaşık beş gün geçmiş. Nasıl hissetmem gerektiğini bilmiyorum, yanımda olsan yada seni arasam ne diyebileceğini az çok tahmin edebiliyorum, öyle ya sen daha tecrübelisin abini kaybettin daha önce, hayat durmadı, zaman akmaya devam etti, çalıştın, acıktın, uyudun, seviştin..
   En çok çalıştın sanırım, boş duranları hiç sevmez hemen bir iş icat ederdin, garantici yaşamazdın, risk almayı severdin, insan başka türlü bir şey sahibi olamaz derdin, çok sinirlenirdin işe güce, resmi evrak işlerine, günün sonunda hep gülerdin, mutlaka dalga geçecek bir şey bulur, kendini eğlendirirdin. 2005'te tanışmıştık, berber dükkanına gelmiştim, sakallarımı kısaltmıştın, borcumu sorunca istememiştin ben ısrar etsem bile para almadın, o zaman esnaf olarak gözüme, takip eden yıllarda dost olarak kalbime girdin. Hayallerin hiç bitmedi çocuk, hep yeni bir fikir peşinde koşardın, ben diye başladığın cümlelerde çekip gitmekten bahis açardın ama biz diye başlamışsan cümleye anlardım hayallerin ile ilgili konuşacağını.
   Kızardın çok çalışmama; "Sen mi kurtaracaksın bu okulu?" derdin, gel bir çay iç sonra gidersin derdin, çoğu zaman kalırdım, bir demlik çayı bitirip gecenin yarısı olduğunu fark edince basardım küfrü kalkar eve giderdim, sonra siktir et derdim kendi kendime güldük eğlendik işte, yarın çalışırım. Her sofraya oturduğunuzda arayıp beni davet ederdiniz ya sen ya Fikret yada Emel Abla, sen aradığında arkasına eklerdin hemen; "Kardeş Emel ablam çorba da yaptı çok güzel gel hadi." Lefke'de kimseye söylememe gerek yoktu herkes bilirdi evde değilsem nerede olabileceğimi, aslında çok farklıydık, nasıl böyle yakın arkadaş olduk bilmiyorum, neden bu kadar erken gittiğini hiç bilmiyorum.
   Bağlıköy'e yaptığımız gece yürüyüşlerinde ayakkabılarım tozlanacak endişesiyle asfalttan yürüyelim dediğim için çok dalga geçerdin benimle, sonra ayakkabılarımın her yerini mezarının toprağı kapladı kardeşim, yanımda olsan kesin dalga geçerdin yine, ayakkabılarımdan o tozu toprağı silerken çok ağladım kardeş, oysa hiç üzülmemiştim öncesinde, bütün ailene, kardeşlerine, hep iyi olacak dedim, sabah güzel haberlerini alacağız dedim, şimdi yatın biraz, yarın gücümüz yerinde olmalı dedim. Kendi evimde bir iki kere kılmışımdır belki ama hayatımda ilk defa başkasının evinde, senin evinde namaz kıldım kardeşim, kimse sormadı, sen olsan sorardın; "Kıbleyi nasıl buldun lan?" diye, telefondan buldum diye cevap verirdim sana, sende; "Namazıda oradan kılsaydın!" der basardın kahkayı.
   Sonra sabah oldu kardeş, sen göremedin, ben ağladım, kimliğini istediler, ev hastaneye beş dakika ama ben beş yıl yürüdüm, bağıra çağıra ağladım yolda, hiç utanmadım, utanmayı akıl edemedim, anneni gördüm evin önünde, yalan söyledim, Besim iyi, kan arıyoruz dedim, öldü diyemedim. Kimliğine baka baka hastaneye yürürken okudum; doğum tarihi 1984, yine ağladım, gidip kimliğini teslim ettim seni devletin veri tabanından silsinler diye, karşılığında ölüm kağıdı diye bir belge verdiler elime kardeş, yanımda olsan söverdin "ulan öldük hala resmi kağıtlarla uğraşıyoruz" diye. Evine doğru yürüdüm tekrar bu sefer anons yapan arabaya sövdüm, seni söylüyordu; "Hamit oğlu Besim Gülen hakkın rahmetine kavuşmuştur.." canımı sıkmıştı bu anons, belki iyi haber gelecekti belki bir umut daha vardı, hemen ne yetiştiriyorlardı. Yağmur yağdığında gözlüklerim ıslanınca çok eğlenirdin, bu sefer içeriden ıslandı camekanlarım. Seni gördüm yıkandıktan sonra, başını sarmışlardı, yüzünü gördüm kardeşim, sakalların biraz uzamıştı, gözlerin yarı açık, dudakların mor, yüzüne dokunamadım kardeş, zaten sevmezdin yüzüne dokunulmasını, uyur gibiydin, omuzuna dokundum, seslendim, aldırış etmedin.
   Akşam İstanbul'a dönmeden önce Emel abla yaptı yine yapacağını, Kıvanç sade içer kahvesini diye baştan yapmış kahveyi, kardeşini toprağa emanet ettiği gece, ah be kardeş, daha fazla söze gerek var mı? Senin ablan sen onun kardeşi, böyleydin işte sende hep başkasını düşünürdün, herkesin işine karışırdın ama hep yardım etmeye çalışırdın, senin elinden bir şey gelmezse şayet, mutlaka başka birine iletir, problemin çözülmesini sağlardın, dinlediğin her derdi üstlenip, çözüm bulurdun.
   Çok plan yapmıştım kardeş, beni ziyarete gelecektin, sana rakı ısmarlayacaktım, Beyoğlu'nda sarhoş olup Üsküdar'ın yokuşlarına küfür edecektik beraber. Biraz güçlendikten sonra seni Avustralya'ya sevdiğin güzel gözlü kadının yanına götürecektim, çocuklarına siz bunu bilmezsiniz ile başlayan türlü eğlenceli yalanlar söyleyip seni utandırmaya çalışacaktım. Olmadı kardeş, kızmıyorum, kızamıyorum sana, sende istemezdin gitmeyi, severdin yaşamayı, gülmeyi. Biliyor musun? Gittiğinin ertesi günü mail kutuma gelen mesajı okusan hassiktir! derdin; "Sayın Besim Gülen arabanız için vermiş olduğunuz ilanın süresi sona ermiştir." telefona senin numaranı maile benim maili yazmıştık, tam gününü beklediler, karma benimle dalgasını geçti kardeş. O zaman kızdım sana biraz, internette işine gelmeyen işleri ben anlamam diyerek bana yaptırırdın seslenirdin; "lan casper bak bakalım google amcada şu var mıymış?" Hem gülerdim hem söverdim ama seve seve yapardım kardeş şikayet edişime bakma sen.
   Çok düşündüm seni beklerken, kimse sormadı ama sen sorardın kesin; "lan heri potır bu yoğun bakımın kapılarını niye buzlu camdan yapmışlar? Ne bok yiyorlar oğlum içerde gözümüzle mi bulaştıracağız mikrobu?" Ben her zamanki gibi bir cevap bulur söylerdim sana kardeş ama ikna olmazdın internetten bakmamı isterdin bakıp öğrenip söyleyince cevabını dinlemez; "Oğlum çocuğu da internetten mi yapacan?" der basardın kahkahayı. Sende hiç alınmazdın benim söylediklerimden, eğlenirdik.
   Özlüyorum kardeş seni, çok özlüyorum, belki bir şekilde okursun bunları belki keyiflenir, belki üzülürsün biraz, yerin iyidir inşallah, oralarda karşılaşırsan Neşet Baba'ya çok selam söyle kardeş. Allahaısmarladık.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder